Ne kadar samimisiniz?
Bu gerçekten merak ettiğim bir konu. Bu futbolda gittikçe tırmanan ve geri dönüşünün olmasını istemediğiniz kin ve nefret tohumları ekmeniz ne zaman sona erecek?
Biz aslında cevap vermeyiz ama diye başlayan cümleler, kulübümüzün menfaatini korumak için bu açıklamayı yapmak zorunda kaldık diye başlayan açıklamalar, kazanmanın en önemli konu olduğunu ispatlarcasına yapılan basın açıklamaları, bunlar gerçekten futbolda kirliliğin bitmesini isteyenlerin yapacağı şeyler değil.
Hangi başkanı tutsam elimde kalıyor. Hiçbirinin diğerinden farkı yok. Söz konusu büyük kitleleri arkana almak bu gücü hissetmek olduğunda, yapılan saçma açıklamaların arka arkaya gelmesi aslında çokta sürpriz değil. Gelenlerin esas gayesinin futbola hizmet olduğunu düşünmek istiyorum ama her gün gelen bir sürü saçma açıklamalar bu düşüncemin gerçek olmasına izin vermiyor.
Bir başkanın en önemli görevi, takımının başlayacağı tüm kulvarlarda ilk düdük çaldığında eksiksiz hazır olmasını sağlamak olmalıdır. Bu bir iyilik değil o koltukta olmanın zorunluluğudur. Her sene bu şekilde planlama özürlü davranışın cezasını hem Fenerbahçe hem de diğer kulüpler çekmektedir. Hazırlık maçları başlasın da bir eksiklerimizi görelim, bildiğin uyutmaca taktiğinden başka bir şey değildir. Hocası ve sistemi değişmeyen bir takımın, geride bıraktığı yıl oynadığı tüm maçlar bu eksikliğin görülmesi için yeterlidir ve yapılacak en doğru şey, sezon biter bitmez işlemlerin yapılmasıdır. Takım kampa eksiksiz olarak gitmek zorundadır.
Büyük kulüplerin asli görevi çok güçlü kadrolar kurmak ve bu güç ile sahaya çıkmaktır. Kaybedilen şampiyonluklar için masa başında kazanıldı diye cümleler kurduğunda, senin şampiyonlukların için de aynısı geçerli olmaktadır. Bu çok basit bir kuraldır, senin kazandıkların temiz ve rakiplerinin kazandıkları şaibeli diye düşünüyorsan bu işi orada bırakman herkesin hayrınadır. Bunu Fenerbahçe için değil tüm kulüpler için düşünüyorum.
Yeşil sahalara yakışmayan futbolcuların olduğunda bunların biletini kesemiyorsan o koltukta oturmanın bir manası yok. Türkiye'de, sahada takımını eksik bırakan ve deyim yerinde ise arkadaşlarını satan futbolcuların alkışlarla sahayı terk etmesi nerede ise bir gelenek halini almıştır. Bu, ortada biraz da taraftara batırılması gereken bir iğne olduğunun net işaretidir.
Futbol şiddet değildir futbol holiganlık değildir, biliyorum böyle bağırmaktan keyif alıyorsunuz ama duvara atılan her çizik, boyanın yok olmasını sağlamaktadır. Ufacık çizikler birleşerek tüm duvarı yere indirmektedir.
Son sözde basının bu noktada ki yaklaşımına olacak ama içimden bir şey demek gelmiyor. Çünkü basında gerçekten akil ne istediğini bilen ve birilerinin adamı olmayan yazar bulmak çok zor. Her yer düzelir ama bu basın düzelmez.
Not: Avrupa'da başarının tadını alan bu taraftara, her noktası ile güçlü bir takım kurmak boynunuzun borcu beyler. Biz muhasebeci değiliz, paranız var mı yok mu bakmayız. Bugüne kadar bu taraftardan aldıklarınızın karşılığını verme zamanı!
||||||||||||||||||||||||||||||